26 Mayıs 2017 Cuma

Adolf Hitler'in CIA, FBI belgeleri ve Arjantin'e Kaçtığına Dair Belgeler


Adolf Hitler'in CIA, FBI belgeleri ve
Arjantin'e Kaçtığına Dair Belgeler
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu
Herkese uzun bir aradan sonra merhabalar. Biraz yoğundum kusura bakmayın. Sizlere bomba gibi bir dönüş yapmak istedim ve yaptığımıda düşünüyorum :)
Adolf Hitler'in CIA, FBI belgeleri ve Arjantin'e kaçtığına dair belgeler edindim ve sizlerle paylaşmak istedim. Linkler;

Adolf Hitler'in FBI Belgeleri: http://tinyium.com/2TqQ
Adolf Hitler'in CIA Belgeleri: http://tinyium.com/2TsN
Adolf Hitler'in Arjantin'e Kaçtığına Dair Belgeler: http://tinyium.com/2Tth


4 Mayıs 2017 Perşembe

Almanya'da Nazi Görüşü Yeniden Diriliyor

Almanya'da Nazi Görüşü Yeniden Diriliyor!
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu


Herkese merhabalar. Ben blog yazarı Mehmet Tuğşat Uslu. Son günlerde Almanya'da Nazi görüşü baya yükselişe geçmiş durumda. Bende bu konu hakkında makalemi sizlerle paylaşıyorum. İyi günler.


Kapatılmak üzere olan Almanya Ulusal Demokratik Partisi kapatılmadı!

Almanya'da Neo-Nazi partisi olarak bilinen NPD (Almanya Ulusal Demokratik Partisi) 'nin kapatılması için dilekçe verildi. Federal Anayasa Mahkemesi'nde görülen kapatma davasında talep partinin yeterince etkili olmadığı gerekçesiyle reddedildi. 


Başarısız darbe sonucu Adolf Hitler mahkemeye düşmüş, fikirlerine sempatize olmuş, Alman Milliyetçisi bir yargıç tarafından affedilip serbest bırakılmıştı. Federal Anayasa Mahkemesi başkanı Andreas Voßkuhle'de sizce NDP Genel başkanın savunmasına kanıp böyle bir karar almış olabilir mi?


Alman Ordusu Nazi Selamı Verdi!

Almanya’da Neo-Nazi fikirler, ordu içerisinde kurmaylar eliyle sistematik bir şekilde yayılıyor. Askerler Neo-Nazi grupları dinliyor, Nazi dönemine ait selam ve sloganlarla motive ediliyor. Ülkede geçen hafta kendini mülteci şeklinde tanıtarak terör saldırısı düzenlemek isteyen bir teğmen tutuklandı.

Almanya siyaseti aşırı sağ ve ırkçı Neo-Nazi fikirlere savrulurken Naziler Alman ordusunda yeniden örgütleniyor. Yabancıları hedef alan saldırıların rekor kırdığı ülkede bir Alman subayın geçen hafta mülteci kılığında terör saldırısı planladığının ortaya çıkmasıyla sarsıcı gerçek kamuoyunun gündemine girdi. Alman teğmenin 2016’nın başında takma isim ile iltica talebinde bulunduğu ve başvurusunun kabul edildiği ortaya çıktı. Alman polisi yaptığı incelemede teğmenin suç ortağı olan bir öğrencinin evinde büyük miktarda patlayıcı buldu. Teğmenin gerçekleştireceği saldırının Suriyeli göçmenler tarafından yapıldığı süsü vermek istediği belirtiliyor.

SALDIRGANDAN KONFERANS

Alman Dış İlişkiler Konseyi Uzmanı Christian Mölling, aşırı sağın uzun yıllardan beri ordu içerisinde geleneksel olarak var olduğunu söylüyor. Irkçı görüşlerin Nazi döneminden bu yana var olduğu ve zaman zaman gün yüzüne çıktığı belirtiliyor. 1995 yılında seçkin bir Alman askeri okulu, bombalı saldırı gerçekleştiren bir Neo-Nazi üyesini okulda konferans vermek için davet edildiği ve okuldaki askeri öğrencilerin Nazi selamı verdiği ortaya çıkmıştı.

IRKÇI KOMUTAN

2003 yılında, eski Alman Özel Kuvvetler Komutanı Günzel, bir Alman milletvekilini Yahudileri hedef alan konuşması nedeniyle kutlamıştı. Günzel bu olaydan sonra görevden alınmıştı. Alman Marshall Fonu araştırmacılarından Philipp Liesenhoff, Foreign Policy dergisine yaptığı açıklamada Nazi döneminin ünlü isimlerinden Wehrmacht döneminin ordu içerisinde büyük saygı gördüğünü söyledi. Liesenhoff, ordu içerisindeki askerlerin Neo-Nazi gruplarını dinlediğini gördüğünü, askerlerin Nazi dönemine ait sloganlar kullandığını ve bunlarla motive olduklarını belirtiyor. Askerlerin en çok kullandığı sloganlar arasında ise Nazi döneminde kullanılan “Sieg” ve Hitler dönemindeki mitinglerde sıkça kullanılan “Heil” kelimesi bulunuyor. Alman İstihbarat Servisi’nin hazırladığı bir raporda da ordu içerisindeki aşırı sağın özellikle 2016-2017 yıllarında korkunç boyutlara ulaştığı belirtiliyor.

26 Nisan 2017 Çarşamba

Bohemler Korosu Nedir, Kimdir?

Bohemler Korosu Nedir, Kimdir?
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu



Herkese merhabalar, ben blog yazarı Mehmet Tuğşat Uslu. Bugün ki konumuz Bohemler Korosu. Geçenlerde Emin Efendi'nin paylaştığı "Tüyler Ürperten 5 GİZLİ ve KORKUNÇ Video" isimli videoyu izlerken Bohemler Korosu'ndan bahsetti ve ilgimi çekti kısacası bende bu konu hakkında araştırma yaptım ve sizlen paylaşmak istedim.

Amerika Birleşik Devletleri eyaletlerinden Kaliforniya’nın şehirlerinden San-Francisco’ya bağlı Monte Rio’da 1890 yıllarından beri gizli toplantıların, yılın belli dönemlerinde gerçekleştirildiği bir koru bulunmaktadır. Bu gizemli koru, 1000 yaşından büyük 90 metre uzunluğundaki Sekoya ağaçlarıyla dolu adeta doğal bir kaleye sahip 1.100 hektarlık bir alana yayılmıştır. Bu korunun adı Bohem Korusu’dur. Bohem Korusu, San Francisco şehrinde ilk olarak örgütlenmiş erkeklere özel bir kulübe aittir. Bu kulübün adı, "Bohem Kulübü"dür.

Bohemler Korusu, üst düzey elitlerin katıldığı yerdir. Temmuzda buluşurlar. Dışarıdan bakıldığında Müslüman, Yahudi ya da Hıristiyan görünen, kendilerini öyle tanıtan kişilerin şeytana taptıkları mekandır. ABD başkanları, büyük banka patronları, medya patronları katılır. Yabancı ülkelerden gelen devlet adamlarının da misafir olarak geldiği olur.

Kulübün Koruyucu Azizi, Nepomuk’lu John’dur. Efsaneye göre Kraliçe hakkındaki gizli bilgileri ortaya çıkardığı için Bohemiya Hükümdarı tarafından katledilmiştir. Bohem Korusundaki Gölün kıyısında Aziz Nepomuk’lu John’nun bir oyması bulunur. Heykel parmakları dudaklarının üzerinde olacak şekilde yapılmıştır ve Bohem Korusu’na gelen kişilerin ketumiyetini sembolize etmektedir.

"Bohemler Korusu" (Bohemian Grove), Kaliforniya eyaletinin Monte Rio şehrinde, sadece erkeklerin kabul edildiği "Bohemler Kulübü" adlı organizasyona ait 11 km²’lik bir kamp alanıdır. Kızılçam ormanlarıyla kaplıdır. Her yıl Temmuz ortasında 2 hafta boyunca dünyanın en güçlü adamlarını ağırlamaktadır.

Bohemler Korusu, 1872’de kurulmuştur. 1879’da kulübün faaliyetleri için satın alınmıştır. Geleneksel Temmuz buluşmaları 1899’da başlamıştır. Üyeleri arasında -bazı ABD başkanları dahil- pek çok sanatçı, müzisyen, büyük işadamları, hükümet yetkilileri ve medyanın önde gelen isimleri yer almaktadır.

Üyelik için bekleme süresinin ortalama 15-20 yıl olduğu, en hızlı gerçekleştiği durumlarda bile en az 3 yıl gerektiği söylenmektedir. Üye adayları, mevcut iki üyenin referansına ve desteğine sahip olmalıdır. Yıllık aidatın yanı sıra 25.000$’lık giriş aidatı vardır. Üyelikte 40 yılı aşanlar, “Eski Gardiyan” (Old Guard) sıfatını almakta ve kulübün toplantılarında öncelikli oturma hakkına sahip olmaktadırlar. Çok sıkı şartlar altında bazı toplantılara misafir de getirilebilmektedir.

Kulübün sloganı “Ağ ören örümcekler giremez” olup, harici meselelerin ve işle ilgili mevzuların kamp alanına getirilmemesi anlamını taşımaktadır. Fakat pek çok politik ve ticari meselenin burada bağlandığına dair çok sayıda haber bulunmaktadır. Atom bombasının imal edilmesiyle ilgili "Manhattan Projesi"nin, Eylül 1942’de Bohemler Korusu’nda alınan bir karar olduğu bilinmektedir.

Üyeler ve yaz kampına katılanlar gizli tutulsa da, konuya meraklı bazı araştırmacılar birçok önemli katılımcıyı tespit etmiştir. Ünlü katılımcılar arasında şu isimler bulunmaktadır: Jeb Bush, Henry Kissinger, George Shultz, Earl Warren, Robert Kennedy, David Rockefeller, David Rockefeller, Jr., Nelson Rockefeller, James Wolfensohn, Alan Greenspan, Paul Volcker, Colin Powell, Jack Welch, David Packard, Riley P. Bechtel, Henry Ford II, Prince Philip, John Major, Helmut Schmidt, Lee Kuan Yew, James A. Baker III, Newt Gingrich, Arnold Schwarzenegger, Bob Novak, Malcolm Forbes, David S. Broder, Neil Armstrong, Mark Twain, Francis Ford Coppola, Charlton Heston, Clint Eastwood, Walter Cronkite, Billy Gibbons, Mickey Hart, Donald Rumsfeld, Dick Cheney, Karl Rove. Ayrıca Amerikan başkanlarından George W. Bush, Bill Clinton, Ronald Reagan, Jimmy Carter, Gerald Ford, Richard Nixon, Dwight D. Eisenhower, Harry Truman, Herbert Hoover, Calvin Coolidge, William Howard Taft ve Theodore Roosevelt de Bohemler Korusu’nun üyelerindendir.

Kuruluşundan bu yana Bohemler Korusu’nun sembolü, hikmeti sembolize ettiğine inanılan "baykuş"tur. Korulukta dev bir baykuş heykeli bulunmaktadır. Bu baykuşun bulunduğu yerde her yıl kamp açılış merasimi olarak endişelerden kurtuluşu temsilen bir insan kuklası yakılmaktadır. Bu törende üyeler başlarına kukuletalar giymektedir. Bunu baykuşa temsili tapınma şeklinde okült bir ritüel olarak tanımlayan araştırmacılar da mevcuttur. 2000 yılında Koruluğa sızıp bu seremoniyi görüntüleyen Alex Jones ve bizzat katılan İngiliz Kanal 4 Televizyonundan Jon Ronson gibi araştırmacılar bu fikirdedir.

Bohemler Korusu’nun yıllık aktivitelerinden biri, "Endişenin Yakılması" töreni. Endişeleri, üzüntüleri, sorumlulukları temsil eden bir heykel, rahip kılığına girmiş adamlar tarafından koruyu temsil eden büyük bir baykuş heykelinin karşısında yakılıyor. Aşağıdaki videoda bir insanın diri diri yakılarak katledildiği video kaydı. Kayıt Alex Jones'a ait.




Tarikata ait resimler;






Kaynak 1: https://gizliilimler.tr.gg/Bohemler-Korusu.htm
Kaynak 2: https://www.youtube.com/watch?v=FpKdSvwYsrE





20 Nisan 2017 Perşembe

Adolf Hitler İntihar Etti mi? Yoksa Kaçtı mı?

Adolf Hitler İntihar Etti mi? Yoksa Kaçtı mı?
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu



Merhabalar arkadaşlar, bugün Hitler'in doğum günü olduğundan Hitler ile ilgili bir paylaşım yapmak istedim. Okurken umarım bilgilenirsiniz. Sizden bir ricam da makalelerime yorum atmanız. Teşekkürler.

Adolf Hitler gerçekten intihar etti mi? 
Bilgilere göre Hitler; işgal altındaki Berlin'de, eşi Eva Hitler (Eva Braun) ile yer altı sığınağında (Führerbunker) 30 Nisan 1945 günü intihar etti.


Sonra sosyal medyada bir paylaşım ortalığı kavurdu. CIA bilgilerine göre Adolf Hitler intihar etmedi, Arjantin'e kaçtı. Sonra çoğu kişi buna bende dahil başta eleştirdik. Böyle şey olur mu moruk, saçmalıyorlar, sosyal medya saçmalığı vb. sonra History TV isimli belgesel kanalı Hitler'in Peşinde isimli bir program yayınladı bu konu hakkında araştırmalar yaptı ve başarılı sonuçlar elde etti.



Eski CIA görevlisi Bob Baer ve Amerikan Ordusu'ndan Tim Kennedy, Hitler'in Peşinde programının sunucularıdır.

Adolf Hitler yaşıyorsa nasıl kaçtı?

Bob ile Tim, sığınağın daha önce bilinmeyen beşinci bir çıkışı olduğunu ve bu çıkışın uçak pisti olarak kullanılmış olabilecek büyük bir alana çıktığını keşfetti.


Bir başka belgede ise Hitler'in Danimarka'da uçak değiştirdiğini gördüğünü iddia eden bir SS subayının tanıklığına yer veriyor. Araştırmalar, Hitler'in kaçtığı düşünülen Arjantin'deki askeri merkezde de sürdürülüyor. Baer, Hitler'in 4. Reich'ı Güney Amerika'da gerçekleştirme planları yaptığını iddia ediyor.

Baer, ayrıca II. Cihan Harbi'nden sonra Arjantin'e kaçan Naziler'in sayısının fazlalığına dikkati çekiyor.

(Programda Naziler'in nükleer silah denediği yer olarak açıklandı.)

Araştırmacıya göre savaştan sonra onbinlerce Nazi'nin Arjantin'e kaçtığı ve bir Alman fizikçinin burada nükleer silahlar üzerinde çalıştığı biliniyor. Baer'e göre tüm bu veriler de iddia edilen kaçışı destekler nitelikte.
Şüphelere sebep olan bir başka durum ise Sovyet askerlerinin cesetlere dair bulduğu güvenilmez kanıtlar.



Hitler'e ait olan ve tarihçiler tarafından kabul edilen tek vücut parçası, Kremlin tarafından saklandığı söylenen alt çene kemiğidir. Rus ordusunun kayıtlarına göre sığınaktan battaniyelere sarılarak çıkarılan Braun ve Hitler'in cesedi, yakında bulunan bir çukura atılarak yakılmıştır.


(Resim temsilidir. Hitler ile alakası yoktur.)

Mayıs 1945'te ise Rus adli tıp görevlileri, cesetlerin kalıntılarını araştırmak üzere bir çalışma yürüttü.


Çalışmalar, kafatasının bir kısmının bulunamadığını ortaya çıkardı ve bu durum intihar kurşununun yarattığı etkiye bağlandı. Bulunan çene kemiği ise diktatörün diş kayıtlarıyla uyumluydu ancak bu bilgiyi veren de onun esir alınmış diş doktorlarıydı. Bunun dışında ele geçirilen tek vücut parçası ise bir testisti.


Kısacası cesede ait ulaşılan kısımların gerçekliğinin de şüpheli olması, Baer'in iddialarını güçlendiriyor. Baer, Hitler'in ne öldüğünü, ne de ölmediğini kanıtlayacak kesin verilerin bulunmadığını, yalnızca tahminlerin yürütülebildiğini belirtiyor ve Güney Amerika'da bulunan Nazilerin konuşmayı reddettiğini de ekliyor.

Programı takip etmek için History TV'den Hitler'in Peşinde programını izlemeniz yeterlidir. Genellikle gece vakti 23.00 ile 01.00 arası çıkıyor.



17 Nisan 2017 Pazartesi

Avustralya'ya Savaş Açan 2 Türk Askeri

Avustralya'ya Savaş Açan 2 Türk Askeri
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu



Öncelikle yazımı okurken bu türküyü dinlerseniz yazımı daha anlamlı kılacaktır;

Çanakkale savaşlarından yaklaşık üç yıl önce, Padişah Sultan Mehmet Reşad’ın iradesiyle, 350 kişilik bir askeri birlik Hindistan’a gönderilir. Birlik, işgalci ve emperyalist İngilizlere karşı savaşan Müslüman Hindistanlılara katılır. Silah ve mühimmat açısından kısıtlılık ve yetersizlik yüzünden uzun süren mücadele sonunda savaşı kaybederler.  Bu arada kırk kadar Osmanlı askeri de İngilizlere esir düşer.

İngilizler bu kırk Osmanlı esir askerini gemide çalıştırmaya başlar. Gemi, Avustralya’ya yola çıkar. Esir Osmanlı askerlerinden ikisi, bir plan yapıp gemiden kaçarlar. Bir süre gizlendikten sonra Avustralya’da iş sahibi olup çalışmaya başlarlar.

Avustralya’nın Silver City kentinde Karadenizli Menteşoğlu Molla Abdullah aile mesleği olan dondurmacılık, Afyon Kara Hisarlı Tarakçıoğlu Gül Mehmet’te baba mesleği olan kasaplık yaparlar. Bulundukları ortama ve koşullara uyum sağlamış, çalışkan ve dürüst iki Anadolu insanı olarak tanınarak  çevrelerinden sevgi görürler.

Ancak 1915 yılında Avustralya, Çanakkale’ye asker gönderince Tarakçıoğlu Mehmet ile Menteşoğlu Abdullah bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaparlar. Avustralya, madem ki Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir. Bizde birer Türk askeri olarak bu savaşta yer almalıyız kararını verirler.

Eylemlerine başlamadan önce silahlanırlar ve gerekli hazırlıkları yaparlar. Bu arada Avustralya devleti başbakanına yazdıkları bir mektupla savaş ilan ederler. Mektupları kısa ve özdür. Mealen ; “ Sayın başbakan, duyduk ki devletimize savaş açmışsınız. Çanakkale’ye  asker göndermişsiniz. Biz de sizinle savaşacağız. Bilginiz olsun. “ imza Osmanlı askerleri Menteşoğlu Abdullah ve Tarakçıoğlu Mehmet .

Doğal olarak hiç yetkili bu mektubu dikkate almaz.

İki Osmanlı askeri öncelikle Broken Hill bölgesindeki White Rock’ta (Karlı Kayalar) mevzilerini hazırlarlar. Daha sonra savaş planlarını uygulamaya başlarlar. İlk önce bölgeden geçen tren yolunun viraj kısımlarındaki raylarını sökerek pusuya yatarlar. Peş peşe 3 treni devirirler. Trende bulunan askerlere ve mühimmatlara ağır zarar verirler. Planları gereği ikinci uygulamalarında, bölgede bulunan 8 karakolu basarlar ve karakoldaki askerlerin tamamını etkisiz hale getirirler.

Avustralya yetkilileri peş peşe gelen bu felaket haberleri ile  şaşkına dönerler. Sonunda biri, iki Türk askerinin yazmış olduğu mektubu hatırlar. Ve derhal bölgeye 250 tam teçhizatlı bir askeri birlik gönderilir. Birkaç gün sonra Molla Abdullah ve Gül Mehmet’in yerleri tespit edilir. İki kahraman askerimiz son kurşunları bitinceye kadar savaşırlar ve şehit olurlar. 60'da Avustralya askeri ölür.

Konu ile ilgili bilim adamlarımızın ve bazı yazarlarımızın zaman zaman yaptıkları açıklama ve yorumlarla  bu önemli tarihi olay gündeme gelmektedir. Zira hadisenin “Battle Of Broken Hills” yani Broken Hill Savaşı adıyla resmi Avustralya savaş tarihine girdiği bilinmektedir.
        
Şimdi Avustralyalılar White Rock’a Türk Kayalıkları adını vermişler. Dış İşleri yetkililerimiz bu alanda bir anıt dikilmesini ve anıta Atatürk’ün, Anzaklar için söylediği kucaklayıcı sevgi ve barış dolu beyanatının;

“Uzak memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar: burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlarda evlatlarını harbe gönderen analar; göz yaşlarınızı dindiriniz, evlatlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır." 


 Anıt;



Molla Abdullah ile Tarakçıoğlu Gül Mehmet'in erzağı;



Dondurmacı Abdullah'ın beyaz gömleği vardır. Kasap Mehmet'inde kırmızı önlüğü. Gömlek ve önlüğü sökerek Ay-yıldız bayrak yaparlar. Erzak'ta görülen silahlar,mermiler ve kendi yaptıkları bayrak.

16 Nisan 2017 Pazar

1942 Los Angeles Olayı! Ufo Teması Olabilir Mi ?

1942 Los Angeles Olayı!
Ufo Teması Olabilir Mi?
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu


Japonların Pearl Harbor baskınından 3 ay sonra, ABD Askeri Kuvvetleri, Amerika kıtasına gerçekleştirilebilecek bir hava saldırısını engelleyemeyecek durumdaydı. 

Pasifik sahilindeki gerginlik artıyordu. 25 Şubat gecesi saat 2:25’te, Los Angeles’ta hava saldırısı sirenleri duyuldu. Şehir karartıldı ve saat 3:16’da uçaksavar topçu birliği (AAA), okyanus yönünden gelen tanımlanamayan bu gök cisimlerini bombalamaya başladı. Araştırma ışıkları da bir yandan onları havada takip ediyordu. Bölgede en az iki tip hava cismi varmış gibi görünüyordu. 
Görgü tanıkları hızla hareket eden, yüksekten uçan, kırmızı ya da gümüş rengi küçük cisimler gördüklerini, ve bunların saatte yaklaşık 29.000 km’lik bir hızla, AAA’nın top ateşlerini atlattıklarını bildirmekteydiler. Bunların dışında bir de, ilk başta hareketsiz gibi duran büyük bir cisim Culver Şehri üstünde araştırma ışıklarına yakalandı. Cismin gözden kaybolmadan önce, saatte 100 km hızla Santa Monica sahiline sonra da Long Beach’in güneyine doğru uçtuğu görüldü. Anlatıldığına göre, bu büyük araç bir çok kez vurulmuştu. AAA, saat 4:14’e kadar her birinin ağırlığı 6 kg. olan mermilerle bu cisimleri bombalamaya devam etti. Sonuçta cisimlerden hiçbiri yere düşürülemedi.


Olayla ilgili resimler;




13 Nisan 2017 Perşembe

Vahşi Batı'da Meydana Gelen Ufo Kazası (Aurora Kazası)


Vahşi Batı'da Meydana Gelen Ufo Kazası (Aurora Kazası)
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu



ABD'deki o zamana dek bilinen en büyük hava olayı rapor edildi. Hikâye'ye 19 Nisan 1897'de başladı. Çok yavaş hareket eden tanımlanamayan ancak uzay aracı olduğu iddia edilen bir cisim bir rüzgar değirmenine çarptı ve değirmenin bir kısmını parçaladı. 


Enkazda yapılan aramada küçük bir uzaylı olduğu tahmin edilen bir vücut keşfedildi. Bulunan uzaylıya "Marslı pilot" takma adı verildi. Enkazın bazı parçalarında kabaca çizilmiş hiyerogliflere benzeyen yazılar ortaya çıkarıldı.

Cismin bulunduğu kasaba halkı yaratığı yerel mezarlıktaki müsait bir yere gömdüler. Bu kaza gerçek ya da yalan kısa bir süre boyunca halk arasında popüler bir konu olarak konuşuldu. 

S.E. Haydon'dan tarafından konuyla ilgili yazılan bir makale o dönemde Dallas Morning News'te yayınlandı.

Makalede şunlar yazıyordu: 

"Sabahın yaklaşık altısı, Aurora'da güneş doğmak üzereyken havada bir cisim aniden göründü. Kuzeye doğru ilerleyen cismin bazı mekanizmalarının devre dışı kaldığı açıkça görülüyordu.

Büyük patlama

Saatte 10 ya da 20 mil hızında hareket ediyordu ve yavaş yavaş alçalıyordu. Kasaba meydanının üzerinde salına salına uçan cisim kasabanın yargıcı Proctor'un rüzgar değirmenine yöneldi ve korkunç bir patlama meydana geldi. Etrafa cisim ve değirmenden parçalar saçıldı.  

Değirmen enkaz haline geldi ve su tankıyla yargıcın çiçek bahçesi de kullanılmaz hale geldi. Cismin enkazında kaza nedeniyle tamamen bozulmuş bir vücut bulundu. Görünen parçalar vücudun bu dünyaya ait olmadığını gösteriyordu."

Bu hikâye üzerine uzun bir dönem bir daha hiç konuşulmadı, ta ki 24 Mayıs 1973'te UPI tarafından yorumlanana kadar... UPI'in konuya yer vermesinin nedeni ise 91 yaşındaki Mary Evans'ın olayı hatırlaması oldu.

Mezarı inceleme çabası

"Teksas mezarlığının kuzeyinde küçük bir mezar var. Bu mezar 1897 yılında bu dünyadan olmadığına kanaat getirilen bir yaratığa ait. Kaynak ise Uluslararası UFO Bürosu. Bu topluluk tanımlanamayan uçan objeler hakkında araştırmalar yapıyor. Grup müdürü Hayden Hewes, mezarın açılması için mahkemeye başvurdu. 

Hikâyenin geri kalanını Hewes anlatıyor: "Mezar metal dedektörlerle kontrol edildi ve üç ayda çeşitli bulgular toplandı. Bu noktada kesin olarak eminiz ki mezarlıktaki bir UFO pilotuydu ve bu dünyaya ait değildi."

Haberin devamı da geldi. Birkaç gün sonra UPI ilk haberi geliştirmek için Aurora'dan olayı duyan kişilerle görüştü. 19 yaşındaki bir kız kazayla ilgili konuşurken, "Haber yayınlanana kadar olayı unutmuştum. Ailemin o zamanki üyeleri bu kazaya şahit olmuş, fakat korkularından dolayı olayın üstüne gitmemişler. Anlatılanlara göre bulunan vücut çok küçükmüş ve Aurora mezarlığına gömülmüş.

Demire benzeyen ama demir olmayan metal

UPI'ın haberlerinin ardından The Associated Press'te (AP) haberin üstüne gitmiş. Kuzey Teksas Devlet Üniversitesi profesörleri Proctor'un çiftliğinin olduğu bölgeye kurulan Oates Benzin İstasyonunun yakınlarında bazı metal cisimler bulmuşlar. 

Bu cisimlerden biri gerçekten merak uyandırıcıymış çünkü bileşiği büyük oranda demire benzemesine rağmen incelendiğinde kimyasal tepkilerinin demire benzemediği anlaşılmış. Profesörler bu bulmacayı çözmek için çalışmışlar. 

Bugün bu yer askeri bölgede yer alıyor. Bu durumda gizemin artmasına neden oluyor. Olayı takip edenler "Neden ABD ordusu Aurora kasabasında?" diye soruyorlar. 

Olay bir ara gündemi o kadar meşgul etti ki, 1986 yılında başrolünü Jack Elam'ın oynadığı Aurora üzerine kurgulanan "The Aurora Encounter" isimli bir film de çekildi.

kaynak: ufo kazaları

11 Nisan 2017 Salı

Ufo Görüntüleri FAIL!




Herkese yeniden ve yeniden merhabalar. Ben blog yazarınız Mehmet Tuğşat Uslu. Acaba ne konu yazayım derken Youtube'da bir video gördüm. Gelmiş Geçmiş En Net 5 Ufo Görüntüsü bla bla bla. Düşüncelerimi sizlen paylaşmak istedim. Konuya başlamadan önce size şunu söyleyeyim. Ufolara ve uzaylılara inanan biriyim ama bu videoda montajlar kullanıldığı açık ve net. Neyse konuya başlayalım.

İlk Olarak Video;



İlk olarak 00.14 ile 01.15 dakikaları arasındaki ilk video mesela. Allahını severseniz adam akıllı montaj yapın beceremiyorsanız Cem Yılmaz'ın Gora Filmi'ndeki Ufo Gören Masum Köylü şeklinde fotoğraf çektirin atın bu ne lan :D Video çekildiği gün sis olmamasına rağmen Uzay gemisinin opaklığı %50 yanılmıyorsam düşürülmüş. Sisli hava olsa anlayacam normal gündüz hava :D

İkinci olarak 01.09 ile 01.49 dakikaları arasındaki videoda uzay gemisinin animasyon olduğu açık ve net :D Belki bir film'den alıntıdır ya da reklam bilemiyorum Japonlar böyle videoları çok çekiyorlar :D

Üçüncü olarak 01.51 ile 02.19 dakikaları araısndaki videoda Türkiye'de Akdere ilçesinde geçen bir olaymış. Bu videonun fail olduğu açık bir şekilde belli moruk bu ne ya :D Bi kere Uzay gemisi ile şehir görüntüsünün kalitesi bir değil :D

Dördüncü olarak 10.36 dakikasında başlayan video. Resmen şok oldum bu nasıl video montajı lan :D Animasyon olduğu açık ve net.

Ve son olarak 10.49 dakikasında başlayan video videoyu çeken kişide tık yok. En azından bahsettiğim videolarda insanlar bi izleyenleri kandıralım diye kaçma çığlık vb işler yapmışlar bunda oda yok bence boş video kaydı almış montajı yapıştırmış moruk.

02.19 ile 10.35 dakikasında olan kısım yakından takip ettiğim LookNowTv'den alıntı yapmış o konu hakkında yorum yapmadım. Zaten Videoda belirtilen En Net 5 Ufo Görüntüsü yani 5 video zaten sayıyla belirtilmiş yani LookNowTv'nin videolarınıda araya sızdırmış arkadaş :D LookNowTv'nin videoları o 5 video haricinde videoya eklenmiş.

Bazen böyle failler paylaşacam Blogumuzu takip etmeyi unutmayın.
Facebook sayfamız : www.facebook.com/kapanmayandosya
Facebook grubumuz : www.facebook.com/groups/kapanmayandosya

8 Nisan 2017 Cumartesi

Atom Bombasının Muciti Nazilerdir!

Herkese yeniden merhabalar son günlerde random atmaya başladık :D Her gün en az 1 paylaşım atmaya gayret gösteriyoruz.

Atom Bombasının Muciti Nazilerdir!
Araştırmacı & Yazar : Mehmet Tuğşat Uslu



II.Dünya Savaşı sırasında hem Amerikalılar (Manhattan Projesi) hemde Almanlar (Uranverein – Uranyum Kulübü) atom bombası projesi yürütmekteydiler. Bu konuda Amerikalılar kendi Manhattan Projelerinde, Almanların Uranverein Projesine göre daha hızlı ilerleme kaydediyorlardı. Bunun asıl nedeni, savaş ve zaman ilerledikçe Almanların ağır su ve uranyum zenginleştirme tesislerinin daha fazla bombardımana mağruz kalmasıydı. Ayrıca teknolojik olarak Almanların bazı üstünlükleri olsada, kaynak açısından oldukça sıkıntı çekiyorlar ve kaybettiklerinin yerine yenisini koyamıyorlardı fakat Amerikalıların bu türden sorunları yoktu bu yüzden atom bombasını ilk onlar ürettiler. 

1945 Nisan ayına gelindiğinde Almanya kaçınılmaz sona oldukça yaklaşmış ve savaş nerdeyse bitmek üzereydi. Doğu cephesinde Ruslar Berlin’in kapısına dayanmış, Batı cephesinde ise Amerikan ve İngiliz birlikleri hızla başkente doğru ilerlemekteydiler. Bu sırada, 16 Nisan 1945 günü bir Alman U-Bot’u, Norveç’te ki denizaltı limanlarından Japonya’ya gitmek üzere yola çıktı. U-234 ismindeki denizaltının aylar sürecek bu yolcuğunun amacı sahip olduğu önemli kargoyu ve personeli sağ salim Japon imparatorluğu topraklarına ulaştırmaktı. Kargoda iki adet paketlenmiş Me-262 jet uçağı, bu uçakların ve jet motorlarının planları, Henschel Hs 293 radyo kumadalı bomba, yeni nesil elektirik torpidoları gibi son teknoloji silahların yanısıra benzeri onlarca Alman yapımı savaş aracı/gereci tasarımı ve planları bulunmaktaydı. Ayrıca mürettebat harici, bu teknolojileri Japonlara göstermek için bir kaç bilim adamı, yüksek rütbeli subay ve teknikerinin yanında iki Japon subayıda, gemide bulunmaktaydı. Fakat U-234’ün asıl önemli kargosu 560 kg kadar olan, atom bombası üretiminde kullanılan “uranyum-okside” maddesiydi. O dönemde bu oranda uranyum-okside ile iki Amerikan şehrini haritadan silebilecek güçte atom bombası üretmek mümkündü. Almanların bunu göndermesinin nedeni Japonların kendi atom bombası projelerini yürütmelerine yardımcı olmaktı. 

Fakat işler planlandığı gibi gitmedi. Almanya 4 Mayıs 1945 günü Avrupada tüm ordularının teslim olduğunu bildirdi. Hemen ertesinde Alman Deniz Kuvvetleri komutanı Amirali Karl Dönitz 5 Nisan 1945 günü, denizdeki tüm U-Bot’ların limanlara geri dönmelerini yada en yakındaki Müttefik gemilerine teslim olmaları talimatını verdi. 14 Mayıs günü U-234’ün kaptanı Johann-Heinrich Fehler, en yakındaki Kanada savaş gemisine teslim olmak yerine onları yanıltarak, Amerikan USS Sutton destroyer’ine teslim oldu. Bu sırada gemide bulunan iki Japon Subayı teslim olmak yerine yanlarındaki hapları içerek intahar ettiler. Amerikalılar geminin beklenmedik kargosu karşısında şaşkınlığa uğrarlar ve büyük miktardaki uranyum-okside Amerikanın yürüttüğü atom bombası projesinde kullanılmak üzere Manhattan Projesine aktarılır. 

Hiroşima Projeye kesin katkısı resmi makamlar tarafından bugüne kadar açıklanmış değildir fakat elde edilmesi zor olan bu miktarda uranyum-okside’in, Amerikan atom bombası denemelerinde oldukça işe yaramış ve projeyi hızlandırmış olması mümkün. Hatta belki üç ay sonra 6 ve 9 Ağustos 1945’te Hiroşima ve Nagazakiye atılan bombaların bizzat kendinde bile kullanılmış olabilir. Bu konu gerçketen enteresan, düşünsenize Japonların kullanması için gönderilen bir silah, beklenmeyen bir şekilde Japonlara karşı kullanılıyor. Belki bu denizaltındaki kargo ele geçirilemeseydi, Amerikalılar bombayı daha geç bir sürede üretebilecekler, o zamana kadar Japonya teslim olmadığı için, Amerikalılarda insan ve malzeme kayıplarına daha fazla dayanamayacağı için (gerçektende atom bombası atılmasaydı Japonlar büyük ihtimalle savaşa devam ediceklerdi ve Amerika, konvansiyonel yöntemlerle tüm Japonyanın işgali için yarım milyona yakın daha askeri kaybetmeyi göze alması gerekecekti ki bu mümkün değildi), savaş farklı bir şekilde sonuçlanabilecekti. 

Ayrıca Ruslar da Amerikalılar gibi atom bombasına sahip olmadıkları bildikleri için belkide Avrupada ilerlemeye devam edebilirlerdi. Ya da Japonlar kargoyu teslim alıp, kendi atom bombalarını üretebilirlerdi, kim bilir? Buna benzer önemsiz gözüken ayrıntılar değilmidir aslında tarihin önemli olaylarını şekillendiren… (Not: Konuyla ilgili 2001 yılında hazırlanmış, U-234: Hitler’s Last U-Boat (U234), U-234: Hitlerin Son Denizaltısı isminde bir belgesel bulunmaktadır)

7 Nisan 2017 Cuma

Slenderman Kimdir, Gerçekten var mı ? - 2. Yayın

Öncelikle herkese merhabalar, ben Blog yazarı Mehmet Tuğşat Uslu. Slenderman acaba gerçekten de var mı? gerçek olduğunun kanıtları neler? Bence yok. Sizlere bunu açıklayacağım.

                                 


Bu videoda anlatılanlar;

Orman ve çocuklar. Bu şekilde ikili oluşturulmuş. Slenderman ile ilgili bilinen bilgilerde çocuk katili diye biliniyor. Aslında Slenderman'ın çocuk katili olması resimlerde gördüğümüz ses kayıtlarından duyduğumuzdan ibaret. Genellikle ormanlarda görüldüğü sanılan bir figür. Bu figür resimlerde görülen uzun boylu 3m'ye yakın sanırım belki daha fazla neyse işte uzun kollu, yüzsüz ve takım elbiseyle dolaşan bir figür.



Bu resimde gene Slenderman'ı görüyoruz. Sizce gerçek mi? Sosyal Medya'da çok shop resimleri var sizce bu resimde onlardan biri mi? Bence evet. Resime baktığınızda zaten resmin kalitesi ile figürün kalitesinin uyuşmadığını görürsünüz. Bu fotoğraf yayınlandıktan sonra araştırmacılar zaten bu fotoğrafın %100 shop olduğunu belirtmişlerdir.

Peki bu figürün yaratıcısı ve ekleyen kim?
Slenderman karakterinin yaratıcısı Erick Knudsen'dir. Eric, 2009 yılında bu fotoğrafı bir yarışma için tasarlamıştır. Bu fotoğrafıda çeken Erick Knudsen'dir. Ormanlık alanda çocukların resmini çekiyor ve bu figürü koyuyor.
Slenderman var ama gerçekte değil sadece sanal dünyada.

İzlemeniz için sizlere 2 deli fikirli Türk'ün Slenderman şakalarını paylaşıyorum :) iyi seyirler.